Ticari ilişkilerde taraflar, çıkabilecek uyuşmazlıkların hangi ülke hukuku çerçevesinde çözüleceğine ve hangi ülke mahkemelerinin yetkili olacağına dair kurallar belirleyebilirler. Vergi Usul Kanunu’nun 323. maddesi, tahsil edilemeyen alacakların şüpheli alacak karşılığı olarak vergi matrahından düşülmesi için bazı şartları öngörmektedir. Bu şartlar arasında alacağın ticari veya zirai faaliyetle ilgili olması, dava veya icra aşamasında bulunması, borçlunun iflas etmesi durumunda alacağın iflas masasına kaydedilmiş olması gerekir.
Daha önce, ödenmemiş küçük alacaklar için dava veya icra takibine değmeyecek bir miktar aranırken, 7338 sayılı yasa ile bu miktar 3.000 TL olarak belirlenmiştir (2026 yılı için 25.000 TL’yi geçmeyecek şekilde). Uygulamada, şüpheli alacaklarla ilgili iki önemli sorun karşımıza çıkmaktadır. Birincisi, borçlusu yurt dışında bulunan alacakların tahsil edilememesi durumunda Türk mahkemelerinde dava açmanın yeterli olup olmadığıdır.
Yurt dışındaki alacaklar için yetkili mahkemenin belirlenmesi, hangi ülke hukukunun uygulanacağı ile karıştırılmamalıdır. Örneğin, bir Türk mahkemesi, bir uyuşmazlığı Fransız yasalarına göre çözebilirken, İngiliz mahkemesi Türk yasalarına göre de karar verebilir. Taraflar arasında bu tür bir anlaşma yoksa, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 40. maddesi gereği Türk mahkemelerinin uluslararası yetkisi iç hukuk kurallarına dayanır.
Bu bağlamda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 50. maddesi uyarınca 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 10. maddesi uygulanır. Bu maddeye göre, sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde açılabilir. Dolayısıyla, ticari borçların ifasının nerede yapılması gerektiği konusu buradaki anahtar noktadır. Borçlar Kanunu’nun 89. maddesi, para borçlarının ifa yeri olarak alacaklının yerleşim yerini öngörmektedir.
Bu bilgiler ışığında, Türkiye’de bulunan şirketlerin yabancı şirketlerden olan alacakları için Türk mahkemelerinde dava açmaları, şüpheli alacak karşılığı ayırabilmeleri açısından yeterlidir. Alacaklının bulunduğu ülkede dava açma zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu görüş, Danıştay’ın çeşitli kararlarıyla da desteklenmektedir. Son olarak, Danıştay 3. Dairesi’nin 17.12.2025 tarihli ve E.2024/6227, K.2025/5665 sayılı kararı ile VUK md. 323 uyarınca, yurt dışındaki alacakların şüpheli alacak olarak kabul edilebilmesi için gerekli olan dava süreçlerinin Türkiye’de gerçekleştirilmesinin yeterli olduğuna karar verilmiştir.